El İzlerim

ATEŞTEN GÖLGE/ÖYKÜ
İthaki Yayınları Kasım/2024
Satın al
BUZDAN TOP/ROMAN
İthaki Yayınları, Mayıs/2023
Satın al
KULÜBE/ROMAN
1984 Yayınevi, Nisan/2016
Satın al

Bergamot Reçeli

Daha iyi olabilirdi… Başlıktaki bu kısacık cümle yazılmış-yazılmakta olan tüm kitaplar için kullanılabilir. Yine aynı cümle hem okur hem yazar hem de çevirmenler tarafından dile getirebilir. Kim söylerse söylesin bence haklı olur. Çünkü okuduğumuz, yazdığımız, çevirdiğimiz tüm kitaplar daha iyi olabilirdi.
Şimdi yazının asıl anlatmak istedikleri için küçük bir hikâye uyduralım. Bir karakterimiz olsun. O karakter roman yazmakta olan bir yazar. Sonuna yaklaşmış, tekrar okumalarını yapıyor. Küçük bir ara vermiş, seninle aynı dergiyi, aynı sayfayı açmış. Yazının başını okuyor, bırakıyor. İçinden bir of çekiyor ve diyor ki: “Evet, daha iyi olabilir.” Aslında bu kadar abartmasına, oflamasına poflamasına gerek yok, zaten bildiğini okudu. Hatta çaktırmamaya çalışıyor fakat işine bile geldi. Yazdıklarından ayrılmayı hiç sevmiyor. Yarattığı dünyada yaşamayı, kendi var ettiği karakterlerle dostluk etmeyi tercih ediyor. Çünkü kurduğu dünyayı istediği gibi değiştirebiliyor, orada yaşananlar canını çok sıkar, onu üzerse silebiliyor ya da baştan yazabiliyor. Masadan kalktığında döndüğü dünya öyle değil. Bunlar işin duygusal tarafı. Bir de diğer mesele var. Yazarken tek başına. Kusurlarını, eksiklerini, fazlalarını sadece o görebilir. Bitirdiğindeyse herkes tarafından görülme ihtimali var. Çok uzun zamandır aynı sayfalara bakmaktan, onları sürekli okumaktan artık metne kör olmuş hale geldiğinin farkında. Romanı artık neredeyse ezberlediği için sayfalara sadece bakıyor, zihninde sözcükler okuduklarıyla değil o ezberlerle akıyor. Artık romanını sadece kendi sesinden dinleyebilir. Bir daha okuyamayacak. Aniden elindeki dergiyi uzandığı koltuğun üzerine bırakıp bilgisayarının başına dönüyor. Ekranda açık olan dosyayı kaydedip kapatıyor. Göğsü daraldı, nefes alamıyor. Kendini evinin bahçesine zor atıyor.
Mevsim bahar. Ağaçlar taze yapraklarını açmış. Meyve veren ağaçların çoğunun taze yapraklarının kırmızı olmasına hâlâ şaşırıyor. Büyüdükçe yeşeriyorlar. Dolanıyor bahçede. İki bahar önce diktiği genç fidanlardan birinin yanına gidiyor. Geçen hafta çiçek açmıştı. Bu sene ondan bergamot yiyebilecek mi merak ediyor. Gidip yakından bakıyor. Çiçeklerin çoğunun taç yaprakları düşmüş, başçıkları uçup gitmiş, çiçek tablasının üstünde sadece meyveye dönüşecek olan yumurtalıklar kalmış. Eğer başarabilirlerse büyüyüp reçel olacaklar. Genç fidanın gücü yeterse bu gerçekleşecek biliyor. Geçen bahar da aynı şeyler yaşanmıştı. Minicik bergamot adayları küçük ağaç onları incecik gövdesiyle yeteri kadar besleyemediği için büyüyememiş, kuruyup düşmüşlerdi. Fidan o an dile gelse yazara ümitlenmemesini söyler fakat neylersin kurguda değil gerçek hayatta oluyor bunlar. Ağaçlar sessizken. Biz yine de fidanın sesine kulak verelim. Henüz erken diye giriyor söze. Benim daha çok bahara, yağmura, güneşe, geceye ihtiyacım var. Önce büyüyeceğim. Dallarım kalınlaşacak. Yapraklarım büyüyecek. Eğer acele edersem, sen reçel yap diye kendime saklayacağımı sana vermeye kalkarsam sadece minik bergamotlar değil ben de kurur giderim. Sabret. Sen de öyle yapmıştın hatırla. Git yazmaya ilk heves ettiğin zamanlarda yazdıklarını oku… Haklı. Yazar arada açıp okuyor onları. Bu ara daha da sık. Yıllar önce yayımlanmış romanını yeniden yazma fikri aklından bir türlü gitmiyor. Çok acele etmişim diyor içinden sürekli, keşke biraz daha üzerinde çalışsaydım. Oysa asıl derdi bu değil, başka. O artık başka bir insan. Arada geçen sürede bir sürü yenisi oldu, eskileri çoğaldı. Çok okudu, çok yazdı. Çok çalıştı, çok üşendi. Çok gezdi, çok durdu. Yazının fidanıydı ve o zamandan bu yana çok bahar, yağmur, güneş, gece gördü. Dalları artık daha kalın. Neredeyse ağaç oldu. Artık meyvelerinden reçel yapılabilir. Eğer büyümeden, şekerlenmeden dalından düşürdükleri olmasaydı bu hale gelemeyecekti farkına varması gerek. Zaman durmayacak; baharlar, yağmurlar, günler, geceler. Ağacın işinin fidandan zor olduğunu bir an önce fark etmesi gerekiyor. Artık kökleri daha derinde, dalları daha kalın, yaprakları daha geniş. Yerden de gökten de daha fazla alıyor. Aldığını vermek zorunda. Bunu biliyor. Ne kadarını meyvelerine verecek, ne kadarını kendine saklayacak öğrenmek zorunda. Dengeyi kurması gerek. Eğer açan çiçeklerinin hepsini tek seferde meyveye döndürmeye kalkarsa dalları taşımaz, kırılır. Bu yüzden bazılarını feda etmeli. Yazar gibi. Neredeyse yazdığı kadar da sildi son romanda. Fark etti ağırlaştığını. Hafifledi. Bir başka mesele artık meyveler kuruyup düşmeyecek, kopartılacak. Vaktinde yapılması lazım. Ne erken ne de geç. Erken kopartılırlarsa dilde acı bir tat, yara olacaklar. Geç kalınırsa çürüyüp yere düşecekler. Kokacaklar. Üstelik kuruyup düşenden ayrılmak kolay, asıl zor olan artık reçel olmaya hazır olana vakitli veda etmek. Ağaç, sessiz olduğu gibi bu konuda çaresiz. Yazarsa şanslı. O, verdiği meyveyi kendi elleriyle toplayıp dünyaya sunabilir. Onun da çilesi başka. Doğru zamanın geldiğini nereden bilecek. Acaba ağaç biliyor mudur? Dili yok ki söylesin. Uzakta, denizin ardında batmakta olan güneş bu sefer imdada yetişiyor. Sabah diyor, doğmuştum. Şimdi gidiyorum, tekrar geleceğim. Ben gidip geldikçe günler, aylar, mevsimler akıp gidecekler. Yapraklar dökülecek, önce kızarıp ardından tekrar yeşerecekler. Çiçekler açacak, yeniden meyveye dönecek. Belki ilk seferde bilemeyeceksin, ikincide, üçüncüde… Kopardıkça, tattıkça, tadıldıkça öğreneceksin. Fakat şunu unutma öğrenmek kişisel bir eylem fakat hatırlamak öyle değil. Çünkü kişisel sandığımız o hatırlamaklar bir araya gelip belleğin bir parçası oluyorlar. Yok edilmeye, silinmeye, senden çalınmaya çalışılan belleğin. Yazar dediğin -bilerek, isteyerek ya da bilmeden, istemeden- bundan muaf olamaz. Yazdıkları kayıt olarak kalacak. Bellek ormanında bir ağaç olacak. Koca ormanda küçük bir ağaç. Dolayısıyla kusurların da, eksiklerin de küçücük. Bu yüzden en iyisini yapmaya çabala fakat gözünden kaçanı bulmak için artık şekerlenmişi çürütme, olduğu kadarıyla kopar, belki tam vaktidir, belki değil. Korkma. Ağzında kalan tadı bir sonraki bahar unutma, yeter. Hep hatırlamaya, öğrenmeye çabala ki ben de boşuna yanmayayım.
Ağacın tek çilesi meyvelerinden ayrılmak değil. Fidanken etrafındaki diğer ağaçlar, bahçe duvarları onu perdelerken büyüdükçe görünür oluyor. Sadece görünür olsa bir nebze kolay fakat boy attıkça, gövdesi, dalları kalınlaştıkça sadece birkaç limon ağacı, bahçenin taş duvarından ibaret sandığı dünya da genişliyor. Artık çok daha fazla şahitlik yaşayacak. Dünyada yüzüne, huyuna, suyuna aşina dostlarından başka insanların da olduğu gerçeğiyle karşılaşacak. Etrafında olan biteni gördükçe herkesin ağaçlarla dost olmadığını öğrenecek. Öğrendikçe tadı kaçacak. İçinden yeşermek, çiçek vermek, şekerlenmek gelmeyecek. Yarın etrafında gördüğü ateşler onu da yakacaksa, toprağın sunduklarına değil paraya aç gözler ona da kıyacaksa benim bunca emeği vermemin ne anlamı var diye geçirecek aklından. Neyse ki gövdesine tırmanan karınca, çiçeğinde vızıldayan arı, dallarına konan kuş, uzakta dalgalanan deniz ona yalnız olmadığını, yaptıklarının, varlığının değerini hatırlatınca vazgeçmeyecek. Tıpkı yanlarında can bulduğu limon ağaçlarının yakın zamanda sonuna yaklaştığı romanı niye yazıyorum ki ben bunu diye bırakmaya yeltenen yazara yakındaki hafriyattan toza bulanan çiçeklerinden inatla saldıkları kokularla emekle direnmenin güzelliğini hatırlatması gibi. Biz lafı çok uzatınca yazar çoktan eve dönüp masasına oturmuş. Yok, çalışmıyor. Yeterince tekrar okuma yaptığına ikna oldu. Dosyayı kötüye kötü diyeceğini bildiği dostlarına gönderdi. Önündeki pencereden denize bakıyor. Beraber dergiye dönme vakti geldi. Doğru ya siz zaten oradasınız. Bu yazıyı okudunuz ve muhtemelen içinizden daha iyi olabilirdi diyorsunuz. Bence de…

El İzlerim

ATEŞTEN GÖLGE/ÖYKÜ İthaki Yayınları Kasım/2024 Satın al BUZDAN TOP/ROMAN İthaki Yayınları, Mayıs/2023 Satın al KULÜBE/ROMAN ...