Bergamot Reçeli
Daha iyi olabilirdi… Başlıktaki bu kısacık cümle yazılmış-yazılmakta olan tüm
kitaplar için kullanılabilir. Yine aynı cümle hem okur hem yazar hem de
çevirmenler tarafından dile getirebilir. Kim söylerse söylesin bence haklı olur.
Çünkü okuduğumuz, yazdığımız, çevirdiğimiz tüm kitaplar daha iyi olabilirdi.
Şimdi yazının asıl anlatmak istedikleri için küçük bir hikâye uyduralım. Bir
karakterimiz olsun. O karakter roman yazmakta olan bir yazar. Sonuna yaklaşmış,
tekrar okumalarını yapıyor. Küçük bir ara vermiş, seninle aynı dergiyi, aynı
sayfayı açmış. Yazının başını okuyor, bırakıyor. İçinden bir of çekiyor ve diyor
ki: “Evet, daha iyi olabilir.” Aslında bu kadar abartmasına, oflamasına
poflamasına gerek yok, zaten bildiğini okudu. Hatta çaktırmamaya çalışıyor fakat
işine bile geldi. Yazdıklarından ayrılmayı hiç sevmiyor. Yarattığı dünyada
yaşamayı, kendi var ettiği karakterlerle dostluk etmeyi tercih ediyor. Çünkü
kurduğu dünyayı istediği gibi değiştirebiliyor, orada yaşananlar canını çok
sıkar, onu üzerse silebiliyor ya da baştan yazabiliyor. Masadan kalktığında
döndüğü dünya öyle değil. Bunlar işin duygusal tarafı. Bir de diğer mesele var.
Yazarken tek başına. Kusurlarını, eksiklerini, fazlalarını sadece o görebilir.
Bitirdiğindeyse herkes tarafından görülme ihtimali var. Çok uzun zamandır aynı
sayfalara bakmaktan, onları sürekli okumaktan artık metne kör olmuş hale
geldiğinin farkında. Romanı artık neredeyse ezberlediği için sayfalara sadece
bakıyor, zihninde sözcükler okuduklarıyla değil o ezberlerle akıyor. Artık
romanını sadece kendi sesinden dinleyebilir. Bir daha okuyamayacak. Aniden
elindeki dergiyi uzandığı koltuğun üzerine bırakıp bilgisayarının başına
dönüyor. Ekranda açık olan dosyayı kaydedip kapatıyor. Göğsü daraldı, nefes
alamıyor. Kendini evinin bahçesine zor atıyor.
Mevsim bahar. Ağaçlar taze yapraklarını açmış. Meyve veren ağaçların çoğunun
taze yapraklarının kırmızı olmasına hâlâ şaşırıyor. Büyüdükçe yeşeriyorlar.
Dolanıyor bahçede. İki bahar önce diktiği genç fidanlardan birinin yanına
gidiyor. Geçen hafta çiçek açmıştı. Bu sene ondan bergamot yiyebilecek mi merak
ediyor. Gidip yakından bakıyor. Çiçeklerin çoğunun taç yaprakları düşmüş,
başçıkları uçup gitmiş, çiçek tablasının üstünde sadece meyveye dönüşecek olan
yumurtalıklar kalmış. Eğer başarabilirlerse büyüyüp reçel olacaklar. Genç
fidanın gücü yeterse bu gerçekleşecek biliyor. Geçen bahar da aynı şeyler
yaşanmıştı. Minicik bergamot adayları küçük ağaç onları incecik gövdesiyle
yeteri kadar besleyemediği için büyüyememiş, kuruyup düşmüşlerdi. Fidan o an
dile gelse yazara ümitlenmemesini söyler fakat neylersin kurguda değil gerçek
hayatta oluyor bunlar. Ağaçlar sessizken. Biz yine de fidanın sesine kulak
verelim. Henüz erken diye giriyor söze. Benim daha çok bahara, yağmura, güneşe,
geceye ihtiyacım var. Önce büyüyeceğim. Dallarım kalınlaşacak. Yapraklarım
büyüyecek. Eğer acele edersem, sen reçel yap diye kendime saklayacağımı sana
vermeye kalkarsam sadece minik bergamotlar değil ben de kurur giderim. Sabret.
Sen de öyle yapmıştın hatırla. Git yazmaya ilk heves ettiğin zamanlarda
yazdıklarını oku… Haklı. Yazar arada açıp okuyor onları. Bu ara daha da sık.
Yıllar önce yayımlanmış romanını yeniden yazma fikri aklından bir türlü
gitmiyor. Çok acele etmişim diyor içinden sürekli, keşke biraz daha üzerinde
çalışsaydım. Oysa asıl derdi bu değil, başka. O artık başka bir insan. Arada
geçen sürede bir sürü yenisi oldu, eskileri çoğaldı. Çok okudu, çok yazdı. Çok
çalıştı, çok üşendi. Çok gezdi, çok durdu. Yazının fidanıydı ve o zamandan bu
yana çok bahar, yağmur, güneş, gece gördü. Dalları artık daha kalın. Neredeyse
ağaç oldu. Artık meyvelerinden reçel yapılabilir. Eğer büyümeden, şekerlenmeden
dalından düşürdükleri olmasaydı bu hale gelemeyecekti farkına varması gerek.
Zaman durmayacak; baharlar, yağmurlar, günler, geceler. Ağacın işinin fidandan
zor olduğunu bir an önce fark etmesi gerekiyor. Artık kökleri daha derinde,
dalları daha kalın, yaprakları daha geniş. Yerden de gökten de daha fazla
alıyor. Aldığını vermek zorunda. Bunu biliyor. Ne kadarını meyvelerine verecek,
ne kadarını kendine saklayacak öğrenmek zorunda. Dengeyi kurması gerek. Eğer
açan çiçeklerinin hepsini tek seferde meyveye döndürmeye kalkarsa dalları
taşımaz, kırılır. Bu yüzden bazılarını feda etmeli. Yazar gibi. Neredeyse
yazdığı kadar da sildi son romanda. Fark etti ağırlaştığını. Hafifledi. Bir
başka mesele artık meyveler kuruyup düşmeyecek, kopartılacak. Vaktinde yapılması
lazım. Ne erken ne de geç. Erken kopartılırlarsa dilde acı bir tat, yara
olacaklar. Geç kalınırsa çürüyüp yere düşecekler. Kokacaklar. Üstelik kuruyup
düşenden ayrılmak kolay, asıl zor olan artık reçel olmaya hazır olana vakitli
veda etmek. Ağaç, sessiz olduğu gibi bu konuda çaresiz. Yazarsa şanslı. O,
verdiği meyveyi kendi elleriyle toplayıp dünyaya sunabilir. Onun da çilesi
başka. Doğru zamanın geldiğini nereden bilecek. Acaba ağaç biliyor mudur? Dili
yok ki söylesin. Uzakta, denizin ardında batmakta olan güneş bu sefer imdada
yetişiyor. Sabah diyor, doğmuştum. Şimdi gidiyorum, tekrar geleceğim. Ben gidip
geldikçe günler, aylar, mevsimler akıp gidecekler. Yapraklar dökülecek, önce
kızarıp ardından tekrar yeşerecekler. Çiçekler açacak, yeniden meyveye dönecek.
Belki ilk seferde bilemeyeceksin, ikincide, üçüncüde… Kopardıkça, tattıkça,
tadıldıkça öğreneceksin. Fakat şunu unutma öğrenmek kişisel bir eylem fakat
hatırlamak öyle değil. Çünkü kişisel sandığımız o hatırlamaklar bir araya gelip
belleğin bir parçası oluyorlar. Yok edilmeye, silinmeye, senden çalınmaya
çalışılan belleğin. Yazar dediğin -bilerek, isteyerek ya da bilmeden, istemeden-
bundan muaf olamaz. Yazdıkları kayıt olarak kalacak. Bellek ormanında bir ağaç
olacak. Koca ormanda küçük bir ağaç. Dolayısıyla kusurların da, eksiklerin de
küçücük. Bu yüzden en iyisini yapmaya çabala fakat gözünden kaçanı bulmak için
artık şekerlenmişi çürütme, olduğu kadarıyla kopar, belki tam vaktidir, belki
değil. Korkma. Ağzında kalan tadı bir sonraki bahar unutma, yeter. Hep
hatırlamaya, öğrenmeye çabala ki ben de boşuna yanmayayım.
Ağacın tek çilesi meyvelerinden ayrılmak değil. Fidanken etrafındaki diğer
ağaçlar, bahçe duvarları onu perdelerken büyüdükçe görünür oluyor. Sadece
görünür olsa bir nebze kolay fakat boy attıkça, gövdesi, dalları kalınlaştıkça
sadece birkaç limon ağacı, bahçenin taş duvarından ibaret sandığı dünya da
genişliyor. Artık çok daha fazla şahitlik yaşayacak. Dünyada yüzüne, huyuna,
suyuna aşina dostlarından başka insanların da olduğu gerçeğiyle karşılaşacak.
Etrafında olan biteni gördükçe herkesin ağaçlarla dost olmadığını öğrenecek.
Öğrendikçe tadı kaçacak. İçinden yeşermek, çiçek vermek, şekerlenmek gelmeyecek.
Yarın etrafında gördüğü ateşler onu da yakacaksa, toprağın sunduklarına değil
paraya aç gözler ona da kıyacaksa benim bunca emeği vermemin ne anlamı var diye
geçirecek aklından. Neyse ki gövdesine tırmanan karınca, çiçeğinde vızıldayan
arı, dallarına konan kuş, uzakta dalgalanan deniz ona yalnız olmadığını,
yaptıklarının, varlığının değerini hatırlatınca vazgeçmeyecek. Tıpkı yanlarında
can bulduğu limon ağaçlarının yakın zamanda sonuna yaklaştığı romanı niye
yazıyorum ki ben bunu diye bırakmaya yeltenen yazara yakındaki hafriyattan toza
bulanan çiçeklerinden inatla saldıkları kokularla emekle direnmenin güzelliğini
hatırlatması gibi. Biz lafı çok uzatınca yazar çoktan eve dönüp masasına
oturmuş. Yok, çalışmıyor. Yeterince tekrar okuma yaptığına ikna oldu. Dosyayı
kötüye kötü diyeceğini bildiği dostlarına gönderdi. Önündeki pencereden denize
bakıyor. Beraber dergiye dönme vakti geldi. Doğru ya siz zaten oradasınız. Bu
yazıyı okudunuz ve muhtemelen içinizden daha iyi olabilirdi diyorsunuz. Bence
de…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
El İzlerim
ATEŞTEN GÖLGE/ÖYKÜ İthaki Yayınları Kasım/2024 Satın al BUZDAN TOP/ROMAN İthaki Yayınları, Mayıs/2023 Satın al KULÜBE/ROMAN ...
-
Daha iyi olabilirdi… Başlıktaki bu kısacık cümle yazılmış-yazılmakta olan tüm kitaplar için kullanılabilir. Yine aynı cümle hem okur hem yaz...
-
ATEŞTEN GÖLGE/ÖYKÜ İthaki Yayınları Kasım/2024 Satın al BUZDAN TOP/ROMAN İthaki Yayınları, Mayıs/2023 Satın al KULÜBE/ROMAN ...
-
Yıllardır Calvino ile ilgili bir yazı yazmak için kitapların, dergilerin altlarını çizdim, notlar aldım. Sadece onun yazdıkları, söyledikler...


